Çay

Esâsen tropikal ve subtropikal bölgelere has bir bitki olan çay, botanik terminolojisinde Camelia Sinensis (L) O. Kuntze adıyla bilinmektedir. Çay, her iki yarımkürede de belli bölgelerde yetişmektedir. Bu bölgeler, kuzey yarımküre için 41 ile 43 enlemler arasını ifâde ederken; güney yarımküre için 27 ilâ 30 dereceleri kapsar.

Çayın en önemli özelliği, dört mevsimde de yeşil kalıp kışın yaprağını dökmemesidir. Son derece güzel kokulu olan çiçeği, beyaz ve sarı rengine sâhiptir. Değişik tipte çayların ortaya çıkmasının sebebi de, erkek ve dişi organlarının bir arada bulunup yabancı döllenme yapabilmesidir. Bu bitki, bol yağışla birlikte, sıcaklığın düzenli olmasını ister. Bu bakımdan çay bitkisinin yetiştirilmesi için yıllık sıcaklık ortalamasının 15 ilâ 18 derecede olması kâfidir.

Temel olarak üç türe ayrılan çay; Çin çayı, Assam çayı ve Kamboçya çayı olarak bilinir. Çin çayının bin iki yüz metre yüksekliğe kadar yetişebilmesinin yanı sıra ağaç uzunluğu dört metreye kadar çıkabilmektedir. Assam çayı, toplamda on sekiz on dokuz metre kadar uzar ve Hindistan’da 2000 ile 3500 metre aralarında yetişir. Assam çayının yaprakları ortalama on sekiz santimetre uzunluğuna sâhiptir. Çin ve Assam çayının melezi olarak bilinen Kamboçya çayı ise; tek gövdeli olarak beş metreye kadar uzayabilmektedir. İnce dişli ve sert yapraklara sâhip olduğunu da söyleyebiliriz.

Çay yapraklarının toplandıktan sonra fabrikalarda fermantasyon işlemine tabii tutulup kurutulması sonucunda bildiğimiz ve en sık kullandığımız siyah çay elde edilir. Çay yapraklarının yarı fermantasyona tabii tutulması sonucunda ise oluşan çaya sarı çay denir ve siyah çaya nazaran demlenince daha açık bir kıvam oluşturur. Toplanan çay yaprakları herhangi bir fermantasyon işlemine uğratılmaz ve böylece işlenirse, ortaya yeşil çay çıkar. Yeşil çay, sağlığa yararlı olduğu için Amerika ve Japonya’da sıklıkla tüketilmektedir. Son yıllarda ülkemizde de yeşil çay furyası başlamış ve üretilmesi de söz konusu olmuştur.

Kuru siyah çayın içerisinde %15 ilâ 23 arasında değişen oranlarda protein bulunmaktadır. Sıcak suda çözünen çayda bu miktar %2’e kadar düşer. Ayrıca siyah çay içerisinde %4 şeker, %12 selüloz ve %12 pektin maddesi bulunur. Siyah çaydaki yer alan vitaminler ise A, B1, B6 ve B12’dir. C vitamini, fermantasyon esnâsında kaybolduğu için sâdece yeşil çayda bulunur. Çayda yer alan bir başka vitamin ise, antioksidan E vitaminidir. Sitrin yâni P vitamini de çay içerisinde bulunmaktadır ve insanların günlük ihtiyaçları çay vasıtasıyla karşılanabilmektedir. Mineral bakımından da zengin olan çay, içeriğinde magnezyum, çinko, sodyum, demir, kalsiyum ve bakırı barındırır. Çayda bulunan bir diğer madde de flordur.

Türkiye’de yetiştirilen çaylar, Çin ve Assam çaylarının melezlerinden oluşmuş ve yabancı döllenme vasıtasıyla binlerce türü ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan ülkemizdeki çaylar son derece verimli, kaliteli ve Türkiye coğrafyasına uygun türlerdir. Organik çay olarak bilinen türler ise, herhangi yapay gübre kullanılmadan ve hiçbir ilaç kullanılmadan üretilen çaylardır. Ülkemizde kimi çay bahçelerinde yetişen bu türler, dünyanın en çok aranan pahalı bir çay türüdür.

Çayın ürün vermeye başlaması ancak dört yaşındayken başlar. Verimliliği ise bitkinin on yaşından sonra daha da artar. Ortalama verim süresi altmış yaşına kadar devam eder. Türkiye’de çay üretimi, başta Rize, Trabzon, Giresun ve Artvin gibi illerde bulunmaktadır. Çayın toplama mevsimi ise nisan ayıyla başlayarak kasım ayına kadar devam etmektedir.

Çin’de, İ.Ö. 2700 yıllarından itibaren bilinen ve kullanılan çay, ilk olarak ilaç şeklinde tedavilerde kullanılsa da zaman içerisinde keyfi içecek bağlamında değerlendirilmiştir. Çin’den tüm dünyaya yayılan çay, bugün ülkemizde sudan sonra en çok tüketilen içecek olarak bilinmektedir. Çay, Türkiye’de esâsen 1600’lü yıllardan itibaren bilinen bir bitki olsa da, millî ve keyif veren bir içecek hâline gelmesi ancak on dokuzuncu yüzyılda mümkün olmuştur. İstanbul’a yapılan ilk çay ithalatının 1700’lü yıllara denk geldiği anlaşılmaktadır. Bu köklü çay macerası Türklere çayhânelerin yolunu açmış ve çâyhaneler, çay ocakları, kahvehâneler; birer sosyalleşme mekânı olarak görülmüştür.

Dünya genelinde çay, ilk kez sekizinci yüzyılda Japonya’ya girmiş ve on ikinci yüzyıldan itibaren sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Japonların oldukça benimsediği çay için ayrı kültür ortaya çıkmış ve Japon evlerinde çay odaları bile yapılmıştır. Konu hakkında yapılmış ilk kapsamlı çalışma Okakuro Kakuzo’nun Çayname adlı eseri, Japonların çay tutkusunu tüm dünyaya tanıtmıştır.

Çayın Avrupalılarca ilk defa bilinmesi, seyyah Marco Polo’nun seyahatnamesi aracılığıyla olmuştur. Bu seyahatnamede, Çin hükümetinin çay vergisinden söz edilmektedir. Avrupa’da ise çay hakkında yazan ilk yazar Giovanni Batista Ramusio’dur. Yazar, 1606 yılında yayınlanan bu kitabında, İran’dan Venedik’e gelen İranlı Hacı Muhammet isminde bir tüccarın çay hakkında anlattıklarını nakleder. İngiltere’de çay hâdisenin ilk gelişimi ise, İngiliz ziraî casuslarının 19. yüzyılda Çinlilerin içerisine sızarak çayın ne şekilde üretildiğini görmeleri ile başlamıştır. Böylece üzerinde güneş batmayan ülke İngiltere, Hindistan başta olmak üzere birçok bölgede kendi tahakkümleri altında çay üretiminin hâkimi konumuna geldiler. İngilizlerin saat beş çayı da, işte bu şekilde doğmaya başlamıştır. Avrupalılara çay tedarik edilmesi ise, Çinli gemiler vasıtasıyla olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin çay üretmeye başlaması hikâyesi ise 1878 yılına kadar gitmektedir. Bu girişim esnâsında Japonya’dan getirtilen çay tohumlarının ekilmesi, ancak başarısızlığa uğranıldığı görülmektedir. İlk başarılı girişim ise, Rizeli işçilerin Batum bölgesinden getirdikleri çay fidanlarını dikmeleriyle ortaya çıkmıştır. Ancak bunun net olarak hangi tarihte vukuu bulduğunu bilinmemektedir. Birçok başarısız girişimin ardından, cumhuriyet devrinde Zihni Derin’in çalışmaları, Türk çay yetiştiriciliğinin de başlangıcı olarak bilinir. Zihni Bey, 1923 tarihinde devlet tarafından Ziraat Umumî Müfettişi atanır ve çay yetiştiriliciliği hakkında kendisine görev verilir. 1933 yılına kadar pek başarılı olunmayan bu durum sonunda, nihaî olarak 1947 yılında ilk defa Rize’de çay fabrikası açılmış oldu. Günümüzde ise çay yetiştiriciliği, 1984 yılında çıkarılan Çay Kanunu ile özel sektöre de fırsat vermiştir. Bu bakımdan çay üretimi hızla gelişmiş ve günümüzde ülkenin sudan sonra en çok tüketilen içeceği hâline gelmesini sağlamıştır.

Not: Bu yazı http://caydanlik.org için yazılmıştır ve izin alınmadan kopyalanması yasaktır. Sadece tıklanabilir link verilerek bir paragraf alıntı yapılabilir.


Çay hakkında söyleyeceklerim var!
Yeni Yazılar
Les 2 Marmottes - Camomille Matricaire...
Oolong çayı nedir diye baktığımızda,...
Halk arasında daha çok keçiboynuzu...
Dünyada en çok tercih edilen ve...
Son zamanlarda çok sık dil getirilen...
Yeni Eklenen Videolar
Lipton'un 2018'in ilk günlerinde yayına...
Kahvaltıda çay içmek bizim kültürümüzde...
Çaykur'un birkaç gündür televizyonlarda...
Çaydanlığın kararması, kireç tutması vb...
Amerika'da birisi, minibüsünü bir nevi...
Çaydanlığı Fokurdatanlar